Faranjit olsun doktor bey

Geçtiğimiz haftalarda feci halde hasta oldum. Normalde kendime nazır sadık bir hastalığım vardır. Yıllarca çektim çilesini ama şimdi bir şekilde bir birimizi daha iyi tanıdık ve geçinmenin yolunu bulduk. Sağlıklı bir ilişkimiz olması için de onu başka hastalıklarla aldatmadım. Ama geçenlerde elimde olmadan ona olan sadakatim bozuldu, yatağa düştüm üstelik kendi yatağımıza.

Her ne kadar televizyon seyretmesem de gündemi internet gazetelerinden takip eden birisi olarak belki de domuz gribi fobisine kapılmamın bu yatağa düşüşte etkisi olmuştur.

Tabii yatağa düşünce ki psikolojim de bunun üzerine kurulu oldu. Mesela sürekli domuz gribi belirtileri gösteriyormuyum diye kontrol ettim. Nefes alırken zorlanıyormuyum, midem bulanıyormu, bağırsaklarımda işler yolundamı, ateşim varmı? Neyse ki tüm bunların dışında sadece hafif bir öksürüğüm ve kesinlikle başa çıkamadığım bir halsizliğim vardı. Hayatta kalacak gibi gözüküyordum.

İki gün boyunca yataktan çıkamayıp dinlenince ve 48 saate yakın bir süre uyuyunca akli dengemde beliren bir rahatsızlığa rağmen üçüncü gün daha sağlıklı bir şekilde yataktan kalkmayı başarmıştım. Zaten genelde ne hastalığına kapılırsam kapılayım (ister sadık hastalığım olsun, ister küçük bir kaçamak) muhakkak iki günde kalkardım yataktan (umarım hep böyle devam eder). Lakin yataktan kalktığım akşam bir vizem bulunmaktaydı ve o vizeye girecek durumda değildim. Hani bütün günü yatak dışında geçirecek gücü kendimde bulsam bile vizenin hakkını verecek kudretten kesinlikle yoksundum. Rapor almam gerekiyordu. Fakat takvimler 25 kasımı gösterdiği için ve emekçi memurlar haklı iş bırakma eylemlerini tüm Türkiye de uyguluyor olduklarından aradığım cevapları Taksim ilk yardımda bulamıyordum.

Yapacak başka bir şey kalmamıştı, özel bir polikliniğe gitmek gerekiyordu. Tabii önce bir tane bulmak gerekiyordu. Lise zamanlarından arkadaşım Çetin o sırada imdadıma yetişti ve tuttu kolumdan özel polikliniğe götürdü beni. Üstelik gittiğimiz yer sgk'lı hastalara bakan bir özel poliklinik idi. Herşey yolunda gidiyordu. Hemen muhasebe arandı, hasta sevk kağıdı polikliniğe faks çekildi, ödenmesi gereken küçük meblağ ödendi ve muayene için sıra beklenmeye başladı.

Artık iyileşiyor olduğum düşüncesi ile tek derdim rapor almaktı o yüzden rahat rahat sıra bekledim. Çetin sağolsun iyi vakitte geçiriyorduk (bir hastanede ne kadar iyi vakit geçirebilirseniz). Muayene sırası bana geldiğinde doktor bey çok sakindi. Herşey olabildiğince doğal gelişti. Hasta koltuğuna oturdum, dilimi çıkardım, kulaklarıma o garip büyüteç vari alet ile bakıldı falan. Ve tüm bunların sonunda heyecanlı bekleyiş sona erdi.

Artık hastalığımın ne olduğuna karar verme zamanı gelmişti.

Doktor bey bana soğuk kanlılıkla sordu; "Ya domuz gribi teşhisi koyacağım ya da faranjit, hangisini tercih edersin?".

Kararlılıkla cevap verdim; "Faranjit olsun doktor bey"

Hemen faranjit tedavisi için gerekli ilaçlar yazıldı ve bir günlük raporuma imza atıldı. Poliklinikten çıkarken kendi hastalığımı kendim seçmenin değişik hazzını ve haklı gururunu yaşıyordum.

1 yorum:

Ras dedi ki...

“That which does not kill us makes us stronger”