Saffah'ın Mobil Müzik İle İmtihanı

Dün akşam eve dönerken kulaklığım bozuldu. Elbette bu size bir trajedi gibi gelmiyordur ama beni biraz tanıyanlar durumun benim için ne derecede ciddi olduğunu bilirler.

Öncelikle kısa bir tarih bilgisi. Sanırım ilk walkmanimi dayım almıştı. Hem bana hemde kuzenim Duygu'ya almıştı birer tane. Küçük birer çocuktuk ve sözüm ona ben daha yaramaz olandım (aslında değildim sadece daha dürüsttüm) ve belki de sadece bana alınan bir oyuncakla oynamamda sakınca görmeyen annem sayesinde kendi walkmanimi doğru düzgün kullanamadan bozdum (Duygu'nun kisi uzun süre sağ kaldı). Tabii o zamanlar daha ilk okula bile gitmeyen bir velet olarak müziğin önemini henüz fark edememiştim.

Asıl walkman deneyimini ablam sayesinde yaşamıştım. O daha üniversitede öğrenciyken ve bende henüz hazırlık öğrencisiyken (orta okul öncesi) o sıralarda bana dünyanın en güzel şeyi gibi gözüken bir walkmani vardı. Nasıl oldu da o walkmanin bir şekilde benim olmasını sağladım bilemiyorum. Hatta daha sonra bir walkman daha almıştı ki o hakikaten yüreğimi ağzıma getiren bir walkmandi. Kayıt yapabiliyordu, neredeyse bir kaset kadar inceydi ve herşeyden havalısı kordondan kumandası vardı.

Kordondan kumandası olan bir walkman bu dünyadaki en güzel şeydi.

Orta okul ve lise bir şekilde ablamdan bana miras kalan walkmanlerle geçmişti. Uzun otobüs yolculukları ile okula gidip geldiğim için, özellikle de pek geyik yapacak modda olmadığımız sabahları walkmanler müzik dinlemekten en keyif aldığım yerdi.

Sonra lisenin 2 sıralarında müzikal evrimimde hız kazanarak Türkiye de kaseti basılmayan grupların albümlerini alma ihtiyacı duymaya başladım. Mesela o günler de bir Immortal kasedi bulabiliyordun yücel müzik sayesinde ama bir atlantis basmıyordu Cradle kasetleri. Zihni bir kez Dimmu Borgir basmıştı ama sadece bir The Spiritual Black Dimensionsla ömür geçmezdi. Ki diğer bir çok albümün cd versiyonları vardı. Artık vakti gelmişti. Bir diskman almam gerekiyordu.

İlk diskmanim çok havalıydı. Walkmanlerim gibi o da sony'di ve gene gayet ince ve kordondan kumandalı bir aletti. Hem lise hem de üniversitenin ilk yıllarında her gittiğim yere benimle gelmişti. Ama önce kordondan kumandası bozulmuştu, sonrada cdleri okuyamaz hale gelmişti. İkinci bir diskman vakti gelmişti. İkinci diskman'im aynı serinin daha modern bir haliydi. Daha inceydi ve kordondan kumandası rulo halinde, çok daha şık bir aletti. İstanbul'a gelinceye kadar onunla gidermiştim tüm müzik ihtiyacımı. Ama artık müzikal olarak ihtiyaçlarım da artmıştı. Mesela tüm günü bir cd ile geçiremiyordum. Yanımda o herşeyden sakındığım orjinal cdlerimi de taşımak istemiyordum.

Yıllarca walkmanleri ile müzik dünyamın ana sponsoru olan ablam bir gün bir mağazada ipod mini'yi gösterdi. Ve ipod (ve sanırım aynı zamanda apple) dünyasına böylece giriş yaptım. Aslında burada konuyu ipod üzerinde yoğunlaştırmak istemem (kullandığım ve çaldırdığım onca ipod'a rağmen - 4) zira fanatiklik derecesinde apple hakkında yazan adamlardan bir tanesi olmama gerek yok (ama her an olabilirim). Ama aletin markası ne olursa olsun tüm müzik arşivini yanında taşıyabilmek inanılmaz bir histi. Hala da öyle.

Özellikle yaşadığım bir histir. Evden çıkarken hangi cd ile çıkacağına karar verme süreci ve günün gidişatına göre başka bir cd'nin varlığına ihtiyaç duyma. Belki de herşeyin elinin hemen altında olması da çok doğru değildir ama müzik eğer ruhun besin maddesi ise bu konuda savurgan olmak çok da şımarıkça gelmiyor bana (ya da kabul edilebilir bir şımarıklık diyelim). Hatta gerekli maddi kudret cüzdanımda bulunduğu zaman yaklaşık bir ipod parası eden Shure kulaklıklardan almayı bile düşünüyorum. Ama hayatında eskittiği müzik çalar sayısının yirmi katı kadar kulaklık eskiten birisi olarak yalılarda (evet çoğul) oturacak kadar zengin olmadan bu cılgınlığı yapmamak en mantıklısı gibi gözüküyor.

Makul bir Sennheiser ile de çok mutlu olabilirim.


Çağdaş kolejine giden yolda, ilk walkmanim ile dinlediğim, tutku ile sevdiğim ilk metal şarkısı.

2 yorum:

dadaruh dedi ki...

ahah hacı müdür o sony discman i hatırlıyorum ben ya, atmasaydın bana verseydin. kişisel müzik koleksiyonumun parçası haline getirseydim "oktay'ın metalle imtihanı!". yok ama o güzel günlerden pek güzel nağmeler,"metal şarkıları" yadihar kaldı bana. :)

Saffah dedi ki...

Benim tarafımda o günler biraz melankolik olsada bence de çok güzel günlerdi.

-Oktay önüne dön.
-Benim önüm burası.
-Oktay tahtaya dön.
-Peki.